Şahin Alpay AİHM Kararının Türkçe Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

Basın Bildirisi – Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünce hazırlanmıştır.

AİHM 108 (2018) – 23.03.2018

Askeri darbe girişiminden sonra gözaltına alınan ve tutuklanan gazeteci Şahin Alpay’ın başvurusu ile ilgili karar

20 Şubat 2018 tarihinde, Şahin Alpay / Türkiye davasının (başvuru no. 16538/17) kabul edilebilirlik ve esasa ilişkin olarak yapılan görüşmelerden sonra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bugünkü daire kararını almıştır[1]:

  • Oyçokluğu ile  (6’ya 1) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5-1. maddesinin ihlal edildiğine (Özgürlük  ve güvenlik hakkı)
  • Oyçokluğu ile  (6’ya 1) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 maddesinin ihlal edildiğine (İfade özgürlüğü)
  • Oybirliği ile 5/4 maddesinin ihlal edilmediğine (tutukluluğun hukukiliğinin hızlı bir şekilde incelenme hakkı)

Anayasa Mahkemesi’nin 11 Ocak 2018 tarihinde,   Anayasa’nın 19 § 3 maddesinin ihlal edildiğine dair açık ve net kararını vermesinden sonra, Mahkeme, 5 § 1 maddesi uyarınca, özellikle sayın Alpay’ın tutukluluğunun devam etmesini özgürlük ve güvenlik hakkının gerektirdiği şekilde “hukuki” ve “yasanın öngördüğü usule uygun” sayılamayacağını tespit etmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme, özellikle üst anayasal yargı yetkisine sahip bir yargı organı tarafından verilen “nihai” ve “bağlayıcı” bir kararın ardından, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, sayın  Alpay’ın serbest bırakılmasına yönelik başvurusunu reddetme gerekçelerinin Sözleşmenin 5 § 1 maddesindeki şartları karşılamadığını gözlemlemiştir. Mahkeme, bireysel başvurular hakkında nihai ve bağlayıcı kararlar vermesi için bir anayasa mahkemesine verilen yetkilerin başka bir mahkeme tarafından sorgulanması Sözleşmenin 5. maddesindeki korumanın özünde var olan ve  keyfiliğe karşı garantilerin  köşe taşı olan hukukun üstünlüğü ve hukuksal kesinliğin temel ilkelerine aykırı olduğunu tespit etmiştir.

Mahkeme, Sayın Alpay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra bile, tutukluluk halinin devam ettirilmesinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun etkinliği konusunda ciddi şüpheler ortaya çıkarttığını vurgulamıştır. Bununla birlikte, Mahkeme, konuyla ilgili olarak, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerin şikâyetleri konusunda etkin bir hukuk yolu oluşturduğuna ilişkin daha önceki içtihadından (Koçintar[1], § 44) ayrılma niyetinde değildir. Bununla beraber Mahkeme, ağır ceza mahkemeleri başta olmak üzere ilk derece mahkemelerinin Anayasa Mahkemesinin kararlarının gücüne ilişkin olarak ortaya koyduğu içtihatlarında meydana gelen son gelişmeler ışığında, Sözleşme’nin 5. maddesine dayanan davalarda Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru sisteminin etkinliğini inceleme hakkını saklı tutmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 46. maddesine (kararların bağlayıcılığı ve infazı ) göre, Mahkeme, Sayın Alpay’ın tutukluluk halinin mümkün olan en kısa sürede sona erdirilmesini sağlamanın taraf devletin sorumluluğunda olduğunu tespit etmiştir.

10. madde uyarınca, Mahkeme, sayın Alpay’ın görüşlerini açıklaması üzerine başlangıçtaki ve halen devam eden tutukluluğunun demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı bir müdahale olarak değerlendirilemeyecek sert bir tedbiri oluşturduğu tespitine ilişkin Anayasa Mahkemesinin ulaştığı sonuçtan farklı bir sonuca ulaşılacak bir nedenin bulunmadığına hükmetmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme, hükümetin eleştirilmesinin ve ülke lideri tarafından ulusal çıkarları tehlikeye atmak olarak görülen bilginin yayınlanmasının, terör örgütüne mensup olma ya da terör örgütüne yardım etme, hükümeti yada anayasal düzeni devirmeye teşebbüs etme ve terör propagandası yapmak gibi ciddi iddialarla suçlanmaması gerektiğine işaret etmiştir.

Anayasa Mahkemesindeki  (16 ay ve üç gün) yargılama süresine ilişkin 5 § 4 maddesi kapsamındaki şikayete ilişkin olarak, Mahkeme, özellikle davanın karmaşıklığı ve Anayasa Mahkemesinin iş yükü nedeniyle mevcut davadaki durumun istisnai olduğunu tespit etmiştir.

Mahkeme, tazminata karar vererek telafinin sağlanmasına ilişkin Anayasa Mahkemesinin yetkiye sahip olduğundan dolayı,  Sözleşme’nin 5 § 1. maddesi uyarınca yaptığı şikayete ilişkin olarak, tazminat alabilecek bir hukuk yolu bulunduğunu tespit ederek, Sözleşmenin 5 § 5 maddesindeki (yasadışı gözaltı için tazminat hakkı) şikayeti oybirliğiyle reddetmiştir.

[1]Sözleşmenin 43 ve 44. maddeleri uyarınca, bu daire kararı kesin değildir. Tebliğini takip eden üç aylık dönemde taraflardan herhangi biri, davanın Büyük Daireye gönderilmesini talep edebilir. Böyle bir talepte bulunulursa, beş hakimden oluşan kurul davanın daha fazla incelemeyi gerektirip gerektirmediğini değerlendirir. Bu durumda Büyük Daire davaya bakacak ve nihai bir karar verecektir. Büyük Daireye gönderme talebi reddedilirse, aynı gün daire kararı kesinleşecektir. Karar kesinleştikten sonra, infazının denetlenmesi için karar Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine iletilir. İnfaz süreci hakkında daha fazla bilgiyi burada bulabilirsiniz: www.coe.int/t/dghl/monitoring/execution.

[2]Koçintar /Turkey, Kararno. 77429/12, 1 Haziran 2014.

Başlıca Olaylar

Başvurucu, Şahin Alpay, 1944 doğumlu bir Türk vatandaşıdır. Halen İstanbul’da (Türkiye) tutuklu bulunmaktadır.

Sayın Alpay “Gülenci” ağının ana yayın organı olarak görülen ve 27 Temmuz 2016’da yayınlanan 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin kabul edilmesinin ardından kapatılan Zaman gazetesinde 2002 yılından beri çalışan bir gazetecidir. Ayrıca sayın Alpay İstanbul’da özel bir üniversitede karşılaştırmalı politika ve Türk siyasi tarihi konularında ders vermektedir.

27 Temmuz 2016 tarihinde, sayın Alpay, terör örgütü FETÖ/PDY (“Gülenci Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması”) üyesi olduğu şüphesiyle evinde yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. 30 Temmuz 2016 tarihinde, İstanbul 4. Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkartılmış ve söz konusu terör örgütüne destekleyen makalelerine dayanılarak hakkında tutuklama kararı verilmiştir.  Sayın Alpay’ın serbest bırakılması için yapılan başvurular reddedilmiştir.  8 Eylül 2016 tarihinde Sayın Alpay, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

10 Nisan 2017’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine hitaben sayın Alpay’da dahil, FETÖ / PDY medya kanadının bir parçası olduklarından şüphelenilen bazı şahıslar hakkında, Ceza Kanunun  220 maddesinin 6. Paragrafı delaletiyle  309, 311 ve 312.maddeleri  isnadıyla, anayasal düzeni, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümeti zorla ve şiddet kullanarak devirmeye teşebbüs etme ve üye olmamakla birlikte terör örgütü adına suç işlemek suçlamaları  ile iddianame düzenlemiştir.

11 Ocak 2018’de Anayasa Mahkemesi, özgürlük ve güvenlik hakkı ile ifade ve basın özgürlüğü haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen, Sayın Alpay’ın karar sonrası yaptığı tahliye talebini İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi reddetmiştir.

Sayın  Alpay hakkındaki  ceza yargılaması  halen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etmektedir.

Şikâyetler, Usul ve Mahkeme’nin Oluşumu

Sayın Alpay, Sözleşmenin 5 § 1 ve 3(özgürlük ve güvenlik hakkı) maddelerine dayanarak, tutuklamanın ve tutukluluğunun uzatılmasının keyfi olduğundan ve suç işlediğine dair delil bulunmadığından bahisle şikayetçi olmuştur. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal tespitine rağmen (11 Ocak 2018 tarihli kararında)  tutuklu bulundurulmasına itiraz etmiştir. Buna ek olarak, tutukluluk süresinin uzun olduğunu ve tutuklama ve tutukluluğun uzatılmasına ilişkin yargı kararlarında yetersiz gerekçelere dayanıldığını öne sürerek şikayetçi olmuştur.

Sayın Alpay, Sözleşmenin 5 § 4 maddesine dayanarak (tutukluluğun kanuna uygunluğunun hızlı bir şekilde gözden geçirilmesi hakkı),  Anayasa Mahkemesindeki yargılama usulünün  “hızlılık” koşullarını karşılamadığını öne sürmüştür.

Sözleşmenin 5 § 5 maddesi uyarınca (yasadışı gözaltı için tazminat hakkı), Sayın Alpay, tutuklanması nedeniyle maruz kaldığı zarar için tazminat alabileceği etkili bir başvuru yoluna erişemediğinden şikayetçi olmuştur.

Sözleşmenin 10. maddesine (ifade özgürlüğü) dayanarak, Sayın Alpay ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur.

Sözleşmenin 18. maddesi uyarınca (haklarla ilgili kısıtlamaların sınırlandırılması), Sayın Alpay hükümetin yetkilileri hakkında kritik görüşler ifade ettiği için tutuklandığını iddia etmektedir.

Dava konusu başvuru, 28 Şubat 2017 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sunulmuştur.

Karar, aşağıda isimleri yazılı bulunan yedi yargıçtan oluşan Daire tarafından verilmiştir.

Robert Spano (İzlanda), Başkan,
Paul Lemmens (Belçika),
LediBianku (Arnavutluk),
NebojšaVučinić (Karadağ),
ValeriuGriţco (Moldova Cumhuriyeti),
JonFridrikKjølbro (Danimarka) ve
Ergin Ergül (Türkiye), Geçici (ad hoc) Yargıç,
ve ayrıca Stanley Naismith, Yazı İşleri Müdürü

Mahkeme’nin Kararı

Madde 5 § 1 (özgürlük ve güvenlik hakkı)

Mahkeme, aşağıdaki nedenlerden dolayı 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

          1. Anayasa Mahkemesi’nin Kararı[3]

Anayasa Mahkemesi,  11 Ocak 2018 tarihli kararında, soruşturma makamlarının sayın Alpay’ın FETÖ / PDY’nin amaçları doğrultusunda hareket ettiğini gösteren olgusal temelleri ortaya koyamadıklarını belirterek sayın Alpay’ın tutuklanmasının  Anayasa’nın 19. maddesinin 3. fıkrasına[1] aykırı olduğuna hükmetmiştir.

Soruşturma makamı tarafından sunulan delillere göre, Anayasa Mahkemesi Sayın Alpay’a isnat edilen suçu işlediğine dair güçlü belirtilerin bulunmadığına karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi’nin görüşüne göre, bu yüzden Alpay’ın özgürlüğünden mahrum bırakılması durumun kesin bir şekilde gerektirdiği ölçü ile orantısızdır. Anayasa Mahkemesinin sayın Alpay’ın özgürlüğünden mahrum bırakılmasının Sözleşme’nin 5. Maddesinin 1. Fıkrasına aykırılık oluşturduğu yönündeki tespitine Mahkeme katılmaktadır

          2. Anayasa Mahkemesinin Kararını Takiben Serbest Bırakılma Talebi

Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 19 § 3 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmesine rağmen, İstanbul 13. ve 14. Ağır Ceza Mahkemeleri, sayın Alpay’ı serbest bırakmamışlardır. Özellikle, 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin dava dosyasındaki delilleri değerlendirme yetkisine sahip olmadığını ve kararının hukuka uygun olmadığını ve yetki gaspı oluşturduğu tespiti yapmıştır.

Mahkeme, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Anayasa Mahkemesi’nin dava dosyasındaki delilleri değerlendirmemesi gerektiği iddiasını kabul edemez.Aksi şekilde karar vermek Anayasa Mahkemesinin,  sunulan delillerin özünü dikkate almadan sayın Alpay’ın ilk ve devam eden tutukluluğuna ilişkin şikayetini incelemesi anlamına gelecektir.

Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin kararından önce, Hükümet, Anayasa Mahkemesinde bireysel başvurusunun halen derdest olduğu için, iç hukuk yollarının tüketilmediğinden bahisle sayın  Alpay’ın başvurusunu reddetmesini açıkça Mahkemeden talep etmiştir.Bu argüman, Hükümet’in Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun Sözleşme’nin 5. Maddesinin amaçları için etkili bir hukuk yolu olduğu görüşüne dayanmaktadır.  Bu duruş Mahkemenin Koçintar/Türkiye[1] davasındaki kabulü ile de uyumludur.Buna göre, Mahkeme, hükümet tarafından öne sürülen bu argümanın ancak Anayasa Mahkemesi’nin, başvuranın tutukluluğunun Anayasayı ihlal ettiğine hükmetmesi, yetkili mahkemenin tutukluluğunu uzatmayı haklı kılacak yeni bir neden ve delil ileri sürülmedikçe, tutuklama konusunun onun serbest bırakılmasını gerektirdiğine karar vererek buna cevap vermesi halinde Türk hukukuna göre yorumlanabileceği sonucuna varmıştır. Ancak somut olayda 13. Ağır Ceza Mahkemesi hükümet tarafından Mahkeme önünde öne sürülen görüşten ayrılarak yerel hukuku yorumlayıp uygulayarak Anayasa Mahkemesinin 11 Ocak 2018 tarihli kararına müteakip sayın Alpay’ın tahliyesini reddetmiştir.

Mahkeme, ayrıca, anayasal en yüksek yargı otoritesinin verdiği “nihai” ve “bağlayıcı” bir kararı takiben İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Alpay’ın serbest bırakılmasına yönelik başvurusunu reddetme nedenlerini Sözleşmenin 5 § 1 maddesinin şartları bağlamında tatmin edici olarak görülemediğini gözlemlemiştir. Bir başka mahkemenin,  bireysel başvurular hakkında nihai ve bağlayıcı karar verme yetkisi verilen bir Anayasa Mahkemesinin yetkisinin sorgulanması Sözleşmenin 5. Maddesindeki korumanın özünde olan ve keyfiliğe karşı garantilerin köşe taşı olan hukukun üstünlüğü ve hukuksal kesinliğin temel ilkelerine aykırıdır.

Böylece,  Anayasa Mahkemesinin,  gerekli işlemlerin yapılması için, kararını ağır ceza mahkemesine göndermesine rağmen, ağır ceza mahkemesi sayın Alpay’ın tahliyesini reddederek Anayasa Mahkemesine direnmesi ile Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilen hak ihlali telafi edilememiştir.  Mahkeme ayrıca, dava dosyasında Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından tutukluluğun temelinin değiştiğini gösteren yeni bir gerekçe veya delil ortaya konulmadığını gözlemlemiştir. Bu bağlamda, Hükümetin  sayın Alpay aleyhindeki kuvvetli şüpheyi haklı kılan İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesinin önündeki  delillerin Anayasa Mahkemesinin incelediği delillerden farklı olduğunu  ispatlayamaması özellikle not edilmiştir.

Bu yüzden Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 19 § 3 maddesinin ihlal edildiğine dair açık ve net bir karar vermesinden sonra, Alpay’ın devam eden tutukluluğunun, “hukuki”  ve özgürlük ve güvenlik hakkının gerektirdiği “yasa tarafından öngörülmüş usule uygun ” olarak kabul edilemeyeceğine karar vermiştir.

3. Türkiye Tarafından Askıya Alma Bildirimi (Derogation)

Mahkeme, Türkiye tarafından yapılan askıya alma (derogasyon) bildiriminin, Sözleşme’nin 15. maddesinin 3. paragrafında belirtilen resmi gereklilikleri yerine getirdiğini kabul etmiştir. Şöyle ki Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği Sözleşmeye çekince (deregasyon) yoluyla alınan önlemlerden tam olarak bilgilendirilmiştir. Sözleşme’nin 15. Maddesine göre, herhangi bir Yüksek Sözleşmeci Tarafın, savaş zamanında veya ulusun hayatını tehdit eden olağanüstü durumlarda, 2. paragrafta sayılanlar dışında, tedbirlerin durumun gereklilikleriyle sıkı bir şekilde orantılı olması ve uluslararası hukuktan doğan diğer yükümlülüklerle çelişmesi koşuluyla Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerinden sapan önlemler alma hakkı olduğu yinelenmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin, olağanüstü hal ilanına yol açan olayları anayasal bir perspektiften inceleyerek, askeri darbe girişiminin ulusun hayatı ve varoluşuna karşı ciddi bir tehdit oluşturduğu sonucuna vardığı hususu gözlemlenmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin tespitleri  ve elindeki diğer tüm materyaller ışığında, Mahkeme benzer şekilde, askeri darbe girişiminin, Sözleşme’nin anlamı içinde “ulusun yaşamını tehdit eden bir olağanüstü hali” ortaya çıkardığını belirtmiştir.

Mevcut davada alınan tedbirlerin durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığına ilişkin olarak, Mahkeme, Sözleşme’nin 15. Maddesi ve Türkiye tarafından yapılan askıya alma (derogasyon) göz önüne alınarak,  Anayasa Mahkemesi’nin de tespit ettiği gibi, makul şüphe bulunmaması nedeniyle hukuki olmayan ve yasa tarafından öngörülen usule uygun olmayan tutuklamanın durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenemeyeceğine karar vermiştir.

          4. Bireysel Başvuru Yolunun Etkinliği

Mahkeme, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararlar sonucunda, Anayasa Mahkemesinin kararından sonra bile, sayın Alpay’ın tutukluluğunun devam etmesinin, tutuklama ile ilgili davalarda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun etkililiği konusunda ciddi şüpheler doğurduğunu vurgulamaktadır. Bununla birlikte,  şimdiki halde,  Mahkeme, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hakkının Anayasa’nın 19. Maddesi uyarınca özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin şikayetleri konusunda etkili bir hukuk yolu oluşturduğuna ilişkin önceki tespitinden ayrılma niyetinde değildir (Koçintar, § 44). Bununla birlikte,  başta Anayasa Mahkemesi kararlarının yetkisine ilişkin olarak ağır ceza mahkemeleri olmak üzere özellikle ilk derece mahkemelerinin içtihadında meydana gelen gelişmeler ışığında, Sözleşme’nin 5. maddesine dayanan davalarla ilgili olarak, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru sisteminin etkinliğini inceleme hakkı saklı tutulmuştur. Bu açıdan, Hükümet’in bu hukuk yolunun hem teoride hem de uygulamada etkili olduğunu kanıtlaması gerekir.

Madde 5 § 3 (Sayın Alpay’ın yetersiz gerekçelerle tutuklama ve tutukluluğun uzatılması kararları verilmesi yönünde şikayeti)

Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası uyarınca yaptığı tespitler ışığında, bu şikâyetin incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir.

Madde 5 § 4 (Anayasa Mahkemesinin hızlı yargı denetimi yapmadığına ilişkin şikayeti)

Mahkeme, Anayasa Mahkemesi önündeki 16 ay ve üç günlük sürenin, olağan bir durumda  “hızlı” olarak nitelendirilememesine rağmen, davanın özel koşullarında, Sözleşme’nin 5 § 4. maddesinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. İlk olarak Mahkeme, iş bu davanın karmaşık olduğunu, askeri darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal koşullarında özgürlük ve güvenlik hakkı ve ifade özgürlüğü ile ilgili yeni ve karmaşık konuları gündeme getiren ilklerden biri olduğunu gözlemlemiştir. İkinci olarak, Anayasa Mahkemesinin olağanüstü hal ilanından sonraki iş yükünü nazara alarak, Mahkeme bunun istisnai bir durum olduğunu tespit etmiştir. Ancak, bu sonucun Anayasa Mahkemesinin benzer şikayetlere bakarken sınırsız bir yetkiye (carteblanche)  sahip olduğu anlamına gelmediğine işaret etmektedir. Sözleşmenin 19. maddesi uyarınca, Mahkeme, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduktan sonra, tutuklanmalarının hukukiliğine ilişkin hızlı bir yargı kararı alamadıklarını iddia eden diğer başvuranlar tarafından sunulan şikayetler konusunda nihai denetim yetkisini saklı tutmaktadır.

Madde 5 § 5 (Hukuka aykırı gözaltı için tazminat hakkı)

Sayın Alpay, tutukluluğu nedeniyle maruz kaldığı zarar için tazminat alabileceği etkili bir hukuk yolu bulunmadığından şikayetçi olmuştur.

Mahkeme oybirliği ile  Sözleşme’nin 5 § 1. Maddesi ile ilgili olarak açıkça temelden yoksun olduğu ve   Sözleşme’nin 5. Maddesinin 4. Fıkrası  ile ilgili, Sözleşmenin maddeleri ile konu bakımından bağdaşmadığı (rationemateriae) tespitleri ile  bu şikayetlerin kabul  edilemez olduğuna karar vermiştir.

Mahkeme, Sayın Alpay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin tazminat ödeme şeklinde telafiye karar verme yetkisi bulunduğundan dolayı, Sözleşme’nin 5 § 1. maddesi kapsamında yaptığı şikâyet nedeniyle tazminat alabileceği bir hukuk yoluna sahip olduğuna hükmetmiştir. Aslında, Anayasa Mahkemesi, Sayın. Alpay’ın davasıyla aynı günde,  tutuklu olan başka bir gazeteci ile ilgili tespit ettiği ihlal nedeniyle tazminata hükmettiği bir karar vermiştir.(başvuru no. 2016 / 23672)

Madde 10 (ifade özgürlüğü)

Mahkeme ilk olarak, Anayasa Mahkemesi’nin 11 Ocak 2018 tarihli kararının ışığında, Alpay’ın tutukluluğunun ifade özgürlüğü hakkına bir “müdahale” teşkil ettiğine, müdahalenin, Ceza Kanunu’nun ve Ceza Muhakemesi Kanununun ilgili hükümleri tarafından öngörüldüğüne ve kamu düzenini sağlamave suçun önlenmesi meşru amaçlarına matuf olduğuna karar vermiştir.

Daha sonra, sayın Alpay’ın görüşlerini açıklaması nedeniyle başlangıçtaki ve devam eden tutukluluğunun, Anayasa’nın 26 ve 28’inci maddelerinin amaçları doğrultusunda demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı bir müdahale sayılamayacak sert bir tedbiri oluşturduğu tespitine ilişkin Anayasa Mahkemesi tarafından ulaşılan sonuçtan farklı bir sonuca ulaşmak için bir neden görmemektedir. Söz konusu yargıçların, Alpay’ın özgürlüğünden mahrum bırakılmasının acil bir sosyal ihtiyacı karşıladığını göstermedikleri,  Anayasa Mahkemesi şahsın tutukluluğunun makaleleri dışında herhangi bir somut delile dayanmadığına karar verdiği,  İfade ve basın özgürlüğü ve basın üzerinde caydırıcı  etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Mahkeme ayrıca, AİHS’nin 5 § 1 maddesi uyarınca kendi kararına atıfta bulunmuştur.

Önceden açılan davaları çevreleyen koşullar, özellikle de askeri darbe girişiminin ardından Türkiye’nin karşılaştığı güçlükler göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, demokrasinin başlıca özelliklerinden birinin, kamuoyunda tartışma yoluyla sorunların çözümlenmesi imkanı sağlanması gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme pek çok kararında demokrasinin, ifade özgürlüğünün üzerinde yükseleceğini vurgulamıştır. Bu bağlamda,  “ulusun yaşamını tehdit eden olağanüstü hal” demokratik toplum kavramının özünde yer alan politik tartışma özgürlüğünü sınırlandırmak için bir bahane olarak kullanılmamalıdır.Mahkemenin görüşüne göre, olağanüstü bir durumda bile  -Anayasa Mahkemesinin de belirttiği gibi, temel hakları garanti ederek normal rejimi yeniden tesis etme amacında yasal bir rejimdir – akit devletler, alınacak her türlü tedbirin, demokratik düzeni bu düzene yönelik tehditlerden koruma amacı gütmesi gerektiği ve demokratik bir toplumun çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik gibi değerlerini korumak için her türlü çabanın gösterilmesi gerektiğini unutmamalıdır.Dahası, hükümetlerin eleştirilmesi ve bir ülke liderleri tarafından ulusal çıkarları tehlikeye atmak olarak sayılan bir bilginin yayımlanması bir terör örgütüne üye olmak ya da ona yardım etmek, hükümeti ya da anayasal düzeni devirmeye teşebbüs etmek ya da terör propagandası yapmak gibi ciddi suçlamalara sebebiyet vermemelidir. Bu tür ciddi suçlamaların bulunduğu durumlarda bile, yargılama sürecindeki tutuklama diğer tüm tedbirlerin yargılamanın düzgün şekilde yürütülmesini tam olarak sağlamadığı ispatlandığı takdirde son çare olarak ve istisnai bir tedbir olarak kullanılmalıdır.Aksi takdirde ulusal mahkemelerin yorumu kabul edilemez.Son olarak,  eleştirel görüşlerini açıklayan kimselerin tutuklanması hem tutuklular için hem de toplumun bütünü için bir dizi olumsuz etki oluşturmuş, özgürlükten yoksun bırakma sonucu doğuran tedbirlerin uygulanması, mevcut davada olduğu gibi,  muhaliflerin sesini kısarak ve sivil toplumun gözünü korkutarak ifade özgürlüğü üzerinde kaçınılmaz olarak caydırıcı etkiye (chillingeffect) neden olmaktadır ve bu tür caydırıcı etki tutuklunun daha sonra beraat etmesi halinde dahi ortaya çıkabilecektir.

Mahkeme, Türkiye’nin askıya alma bildirimine (derogasyon)  ilişkin olarak, Sözleşmenin 5 § 1. Maddesi ile bağlantılı olarak 15. Maddenin uygulanmasına ilişkin değerlendirmesinden ayrılma konusunda güçlü bir neden bulunmadığından, ulaştığı sonuçlarının 10. Maddesi kapsamında yapılan incelenme bağlamında da geçerli olduğuna karar vermiştir.

Mahkeme bu nedenle Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Madde 18 (haklarla ilgili kısıtlamaların sınırlandırılması)

Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 1 ve 10. Maddesi uyarınca ulaştığı tüm sonuçları dikkate alarak, bu şikayeti ayrıca incelemeyi gerekli görmemiştir.

Madde 46 (bağlayıcı etkisi ve kararın infazı)

Mahkeme, sayın Alpay’ın tutukluluğunun devamının, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlalinin devam etmesine ve Sözleşmenin 46 § 1. maddesi uyarınca Mahkeme’nin kararına uyma konusundaki davalı devletin yükümlülüklerinin bir ihlaline yol açacağına hükmetmiştir. Mahkeme, sayın Alpay’ın tutukluluğunun mümkün olan en kısa sürede sona ermesini sağlamanın davalı devletin sorumluluğunda olduğuna hükmetmiştir.

Madde 41 Adil Tazminat Mahkeme, Türkiye’nin sayın Alpay’a manevi tazminat olarak 21,500 Avro ödemesini kararlaştırmıştır.

Ayrık Görüşler
Yargıç Spano’yakatılan yargıçlar Bianku, Vučinić, Lemmens ve Griţcomutabakat şerhlerini bildirmişlerdir. Hakim Ergül kısmi muhalefet şerhi bildirmiştir. Bu görüşler karara eklenmiştir.

Karar İngilizce ve Fransızca olarak yayınlanmıştır.
Bu basın bildirisi Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından kaleme alınmış olup, Mahkeme’yi bağlayıcı nitelikte değildir. Mahkeme tarafından verilen kararlar ve mahkeme hakkında ek bilgiler www.echr.coe.int internet adresinden elde edilebilir. Mahkemenin basın açıklamalarına abone olmak için lütfen şu adrese üye olunuz: www.echr.coe.int/RSS/en orfollow us on Twitter@ECHRpress.

Basın iletişim bilgileri

echrpress@echr.coe.int | tel.: +33 3 90 21 42 08

Inci Ertekin (tel: + 33 3 90 21 55 30)

Tracey Turner-Tretz (tel: + 33 3 88 41 35 30)

Denis Lambert (tel: + 33 3 90 21 41 09)

PatrickLannin (tel: + 33 3 90 21 44 18)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edildiği iddiaları hakkında karar vermek üzere Avrupa Konseyi’ne üye devletler tarafından 1959 yılında kurulmuştur.

Related Posts